|
|
|
|
|
SİYASET > Türkiye |
|
|
|
|
Benim için yeni şeyler öğrenme zamanı. En son öğretmenim Türkiye’nin meşhur İslamcı entelektüeli Ali Bulaç’tır..
Bulaç, dünkü Zaman’da, Başbakan Erdoğan’ın partisinin üçüncü kongresinde yaptığı “Hepimiz beraber Türkiye’yiz” konuşmasını takdir etmesine rağmen çoğulcu bir toplum için kurgulanan mozaik benzetmesi hakkında çekincelerini dile getirdi. Başbakan konuşmasında farklı “kamplardan” sanatçıları, entelektüelleri ve ilahiyatçıları Türkiye mozaiğinin vazgeçilemez unsurları olarak anmıştı. Bulaç ise mozaik yerine “kubbe” modelini öneriyor.
Aynı zamanda Today’s Zaman için de yazan Bulaç, kendi köşesinde kubbe modelini daha ayrıntılı bir biçimde ele alma isteğinde olabilir ancak bir kere yayımlanmış olan [yazı] artık kamu malı olmuştur. Biraz da yorumlayarak kubbe modelinin sık sık tekrarlanan mozaik benzetmesine nispeten Doğu çoğulcuğu için daha uygun bir model olduğunu söyleyebilirim.
Farklı etnik, dini ve dilsel kimliklerden müteşekkil bir mozaik, parçaların bütünü teşkil ettiği ve parçalardan herhangi biri olmaksızın bütünün eksik kalacağı bir post-modern çoğulculuk benzetmesidir. Ancak bütün, parçaların yerlerini bütünün mimarisi içinde tanımlasa da parçalar bütüne ait olmak zorunda değildir. Bütünün içinden çekip çıkartılıp başka bir mozaiğe kolaylıkla dahil edilebilirler. Parçalar mozaikteki bütünü teşkil eder fakat bütün, parçaları biçimlendirmez; yalnızca bütüne katkıda bulunurlar.
Bulaç’ın kubbe modeli doğulu toplumlara daha çok uyuyor. Özellikle Türkiye gibi, farklılıkları yalnızca birliğe dahil etmekle yetinmeyip onlara toplumun bir parçası olarak şekil de veren Selçuklu ve Osmanlı geçmişine sahip bu ülkede bütün, parçalar tarafından oluşturulmuş ve parçalarsa bütün tarafından yeniden şekillendirilmiştir. Bir taşı bulunduğu kubbeden çıkarıp da başka bir kubbeye yerleştiremezsiniz. Böyle bir şey yalnızca kubbeye değil taşa da zarar verir. İşte bu sebepten ötürü başbakan yaptığı konuşmada “Sürgündeyken Cem Karaca Türkiye’ye, Türkiye de ona hasret kalmıştı.” ifadesini kullandı.
Kubbe modelinin merkezinde bir kenet taşı vardır. Kenet taşı genel bütünün parçalarını oluşturan tüm diğer taşları sabitleyen ve kubbenin tam merkezin bulunan ana taştır. İslam ve Hıristiyan mimarisinde kenet taşı tek tanrı inancını, sonsuz birliği temsil eder. Kenet taşı Bulaç’ın kubbe modelinde de tek tanrı inancına dayanan çoğulluk içindeki toplumsal birliği simgeler. Bu yaklaşımı siyasi bir söyleme dönüştürmek gerekirse: Yalnızca tek tanrı inancının hakim olduğu bir toplumda parçalar bütüne dahil olabilir ve aynı zamanda bütün tarafından biçimlendirilebilirler. Bütün, parçaların kimliklerini tanımlamaz ancak parçalar bütüne aittir.
Bu aidiyet, bütün tarafından yeniden şekillendirilmekte olan parçanın gönüllü tercihidir. Kubbe modelinde toplum bir eritme potası olmadığı gibi sırf farklı renklerin bir mozaiği de değildir. Toplumla toplum altı grup ve bireyler arasında vuku bulan karşılıklı alma ve verme eylemidir.
Kubbe modelini göz önüne alırsak, başbakanın dediklerinde haklı olduğunu söyleyebilirim: “Bu ülkenin tarihinden Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan'ı, Hacı Bayram Veli'yi çıkartmaya kalkarsanız onları görmezden gelirseniz bu ülke öksüz, yetim, köksüz ve dayanaksız kalır. Yunus Emre'siz bir Türkiye dilsiz, Mevlana'sız bir Türkiye ruhsuz kalır. Sabahat Akkiraz'a kulak vermeyen, dinlemeyen Türkiye türküsüz kalır. Tatyos Efendi'yi yok sayan Türkiye'nin besteleri yarım kalır. Cem Karaca bu ülkenin hasretini çektiği kadar, bu ülke Cem Karaca'nın hasretini çekti. 'Hoşça kalın İki Gözüm' diyen Ahmet Kaya'ya vefa göstermeyen Türkiye'nin şarkıları eksik kalır. Nasıl Mehmet Akif'siz bir Türkiye tahayyül edilmezse, Nazım Hikmet'siz bir Türkiye eksik sayılır. Seversiniz sevmezsiniz, beğenirsiniz beğenmezsiniz, görüşlerini kabul edersiniz etmezsiniz. Ama Ahmedi Hani'siz, Bitlisli Said-i Nursi'siz bir Türkiye maneviyatı noksan kalır.”
Kubbe modelinin üzerinde çalışılması gerekiyor. Bulaç’ın yapması, benim de öğrenmem gereken daha çok şey var.
(Today’s Zaman, 8 Ekim 2009, Kerim Balcı, Is the society a dome or a mosaic?) |
|
| |
|
|
|
|
|
|
| |
| Murat Aygen |
27 Ekim 2009, Salı 21:34 |
|
| ATMAN Ali din gardaşız. Türkiye halkının birlikteliği "ödeme güçlüğü içine düşmüş" bir bankanın önünde bekleşen mûdilerin birlikteliğidir! Sen en azından 70 yıldır gaspedilen hakları (temerrüt faizleri ile birlikte) öde, ondan sonra da Amerikan Mandası’nı Sivas Kongresi’nin 100.üncü yıldönümünde halk oyuna tekrar sunacağını duyur; ondan sonra seyreyle kubbeyi, kilit taşını, mihrâbı, mimberi :) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|