İstanbul- Burada bazıları davanın korkutucu bir şeyle başladığını hatırlayamayabilir: 2007 Haziran’ında, İstanbul’un yoksul semtlerinin birindeki bir evin çatı katında 27 adet el bombası bulunmuştu. Dedektifler, bu bombaların oraya ultra ulusalcı emekli bir memur tarafından saklandığını ileri sürdüler ve daha sonra bu bombaları detaylı bir askeri darbe planı ile ilişkilendirildiler.
Ama Türkiye içinden ve dışından birçok insanın sorduğu soru, İslami eğilimleri olan hükümetin, bu ılımlı Müslüman ulusun laik düzenine karşı çok daha büyük bir savaş sürdürmek adına söz konusu tehdidi abartıp abartmadığı.
2007’den bu yana, Ergenekon olarak bilinen yer altı teşkilatlanmasının incelenmesi çerçevesinde, içlerinde bir erotik roman yazarı, dört yıldızlı generaller ve başka askeri yetkililer, profesörler, editörler ve yer altı simaları da bulunan 300 kişi göz altına alındı. İçlerinden bazılarının Türkiye’nin laik bir devlet olmasını yönünde konuşmalarından başka suçları olmadığı gözüküyor.
Aysel Çelikel, eski adalet bakanı ve şimdiki ÇYDD başkanı, “Ergenekon, soruşturmanın sivil toplumu ortadan kaldırmak ve Türkiye’yi laiklik yanlısı herkesten temizlemek için kullanıldığı çok daha büyük bir proje haline gelmiştir,” dedi ve devam etti, “Dolayısıyla ülkenin demokrasisi, hukukunun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü tehlikededir.”
Toplamda, 194 kişi yargılandı ve Ergenekon’un (efsanevi bir Türk vadisinden gelen bir isim) parçası olarak, hükümeti devirmeye çalışmakla suçlandılar. Savcılar, grubun toplumda kaos ortamı yaratmak adına, sivil itaatsizliği körüklediklerini, suikast ve terör faaliyetlerinde bulunduklarını iddia ettiler.
Yargılama ki çoğunlukla grubun adıyla anılıyor, ulusun modern tarihindeki patlama etkisi yaratan en önemli olay oluverdi ve bu tip davalara pek alışık olmayan Türkleri ortalığa saçılan politik sırları görmeye itti.
Dava Türkiye’de her geçen gün etki gücü azalan ve bunu da kaybetmek istemeyen laik elit ile her geçen gün gücü artan ve kendini hissettiren dindar Müslüman nüfus arasındaki gerginliği gün yüzüne çıkardı. Dava, Avrupa Birliği’nin merkezi olan Brüksel’de de yakından izleniyor, Türkiye’nin adalet konusunda Batı standartlarına uyumu noktasında bir barometre olarak görülüyor. Dava, ülkenin birliğe katılma beklentilerinin azalmaya başladığı zamanlara denk gelmiş bulunuyor.
Davanın destekçileri, davayı, Türklerin “derin devlet” (soğuk savaştan bugüne devletin düşmanı olarak algılananlarla savaştığı düşünülen, ordu ile bağlantılı gizli ajan topluluğu) dediği kimselerden hesap sormayı amaçlayan çok gecikmiş tarihsel bir hesaplaşma olarak görüyorlar. Kendisini Türkiye’nin laik düzenin koruyucusu olarak gören Silahlı Kuvvetler, geçtiğimiz 50 yılda dört seçilmiş hükümeti devirmişti.
Avrupa Birliği Başmüzakerecisi Egemen Bağış bir röportajında, “Hiç kimse demokratik olarak seçilmiş bir hükümeti devirmek amacıyla milis kuvvetler oluşturma hakkına sahip değildir,” açıklamasını yaptı.
Yetkililerin Ergenekon’u suçladığı şiddet olayları arasında, 2006 yılında Danıştay’a düzenlenen silahlı saldırı ve 2007 yılında İstanbul’daki sol görüşlü Cumhuriyet gazetesine düzenlenen bombalama saldırıları yer alıyor.
Ama eleştiriler soruşturmayı yürütenleri davaya adı karışanların takibinde sınırın aşıldığı iddiasıyla suçluyorlar. Adli uzmanlar taraflı savcıların düzinelerce şüpheliyi suçlama olmaksızın gözaltına aldıklarını ve cep telefonlarından yakalanan ve suç olarak isnat edilen konuşmaların, baskınlar sırasında elde edilen, içlerinde aşk mektuplarını da barındıran özel dokümanlarla beraber hükümet yanlısı gazete ve internet sitelerine servis edildiğini dile getiriyorlar.
John Hopkins Üniversitesi’ne bağlı bir Washington araştırma enstitüsü olan Orta Asya-Kafkaslar Enstitüsü’nün yaptığı kapsamlı bir çalışmada, Türkiye uzmanı olan Gareth Jenkins, Türkiye’nin Batılı analistlerinin arasında yayılan korkunun, Ergenekon’un “dava yanlılarının söylediği gibi, Türkiye’deki çoğulcu demokrasinin yerleşmesinin karşısında önemli bir adımı değil de tek parti egemenliğinde bir devlete karşı bir adım olmasından” ileri geldiğini dile getirdi.
Bayan Çelikel’e göre, ÇYDD’nin kendisinden önceki başkanı olan ve sözünü sakınmayan 73 yaşında bir kadın olan Türkan Saylan, yürütülen siyasi katliamın bir kanıtıydı.
Nisan ayında, Bayan Saylan meme kanseri için kemoterapiden toparlanırken, polis memurları evini basmış ve çok sayıda dosyaya el koymuşlardı. Meslektaşları, Saylan’ın laiklik yanlısı siyasi görüşlerinden dolayı, savcılar tarafından takip listesine koyulduğunu söylüyorlardı. Olaydan bir ay sonra kanserden vefat etti. Herhangi bir hapis cezasına asla çarptırılmadı.
Ayrıca, Sn. Çelikel, aynı zamanda derneğin Türkiye çapındaki ofislerinin %95’inin basıldığını, 15 000 den fazla öğrenciye ait dosyalara el konulduğunu ve 14 yönetim kurulu üyesinin sorgulandığını, hatta bazılarının herhangi bir suçlama olmaksızın cezaevinde tutulduğunu dile getirdi. Sn. Çelikel, savcıların daha da ileri giderek derneğin öğrencilerinden bazılarını Türkiye ve Amerika tarafından terör örgütü olarak kabul edilen PKK ile ilişkilendirmeye çalıştığını da söyledi.
Ergenekon davası kesinlikle Türkiye’nin önündeki yolda diğer büyük savaşların da birbiri içine geçtiğini gösteriyor, daha İslami ya da daha laik gibi.
Geçtiğimiz yıl, başsavcı hükümet partisini kapatma istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde bir dava açmıştı. Gerekçe olarak, hükümet partisinin, diğer yaptıklarının arasında, üniversitelerde kız öğrencilerin başörtü takmalarını yasaklayan kanunu kaldırmaya çalışarak, Türkiye’nin laik yapısını temelden sarmasını göstermişti. Mahkeme, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ni sadece bir oy farkla kapatmadı.
Hükümeti eleştiren çevreler, Ergenekon’u Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından rakiplerini kamuoyunda şeytan gibi göstererek azalan itibarını tekrar tesis etmek amacıyla düzenlenmiş güçlü bir çaba olarak görüyorlar.
Çok uzun üç Ergenekon iddianamesinden ilk ikisini–2455 ve 1999 sayfa- inceleyen Sn. Jenkins, bazı iddiaların absürt olduğunu dile getirdi.
Jenkins, ilk iddianamede grup üyelerinin Dick Cheney başkan yardımcısı iken, kendisi ile hükümeti devirip yerine başka bir hükümetinde geçirilmesi konusunun tartışıldığı geçiyor. Ayrıca, yine iddianamede soruşturmayı yürütenlerin ellerinde, grubun “kimyasal ve biyolojik silahlar ürettiğine ve sonra bu silahların satılmasından elde edilen yüksek gelirle de sadece Türkiye’de değil, tüm dünyadaki terör örgütlerinin finanse edildiğine ve kontrol altında tutulduğuna” dair kanıtlar olduğu söyleniyor.
İstanbul’daki Bahçeşehir Üniversitesi’nde Anayasa Hukuku dersi veren Süheyl Batum, içlerinde hükümeti eleştiren beşten fazla kitap yazan Ergun Poyraz ve laik gazeteci kimliği ve iki sene önce yapılan hükümeti eleştiren anti-hükümet Cumhuriyet yürüyüşlerini düzenleyen kişi olmasıyla öne çıkan Tuncay Özkan’ın da olduğu bazı sanıkların avukatlığını yapan gruba danışmanlık yapıyor.
Prof. Batum, herhangi bir suç işleyip işlemediklerine dair herhangi bir kanıt olmadan Sn. Poyraz’ın 29 aydır, Sn. Özkan’ın 13 aydır gözaltında olduğunu belirtiyor. Sn. Batum, kaydedilen telefon konuşmalarından bazı makaslamaların – “Anti-laik politikalar için ne yapmalıyız?” gibi- hükümeti devirme planları taşıdığı yönünde delil olarak kabul edildiğini dile getirdi.
Buna benzer çok sayıda telefon dinlemesinin hükümet yanlısı gazetelerde basılmasından sonra, aydınlar ve gazeteciler akşam yemeklerine cep telefonları kapatılarak başlandığını söylüyorlar.
Ülkenin önde gelen gazetelerinden Milliyet için Ergenekon davasını araştıran ve şu anda da soruşturmada olası bir hedef olmaktan korku duyan gazeteci, Nedim Sezer “İnanıyorum ki, Ergenekon davası ile Türkiye’nin karanlık geçmişinin aydınlatılacağını ümit eden insanlar hayal kırıklığına uğrayacaklar,” diyor ve ekliyor: “Ergenekon’un bir sonucu olarak, Türk adalet sistemi parçalara bölündü.”
(The Newyork Times, Dan Bilefsky, 22 Kasım 2009, In Turkey, Trial Casts Wide Net of Mistrust)