Geçen ay Dubai’nin ekonomik olarak krize girmesiyle, küresel mali piyasalar sarsılmış, Dubai’nin yardımına ise komşu emirlik yetişerek 10 milyar dolarlık kredi sağlamıştı. Maalesef Dubai ekonomik olarak uçurumun kenarında olan tek ülke değil. Yunanistan ve İrlanda’ya ek olarak diğer ülkeler de ekonomik olarak bu zor durumun içine düşebilirler. Dünya’nın ekonomik olarak katalizörü olan zengin ülkelerin, zor durumda kalan ülkelere yardım etmemesi durumunda krizin başka bir boyut kazanacağı ve yeşermekte olan kriz sonrası iyileşme umutlarının bitebileceği söylenebilir.
Dubai kendi sorunlarını kendi yarattı. Petrol fakiri olan ülkenin, savurgan bir şekilde aldığı borçları daha çok inşaat çılgınlığına yatırması ve neticede konut balonunun patlamasıyla ülke ekonomik olarak dar boğaza girdi. Yunanistan ve İrlanda gibi diğer ülkeler de 10 yıldan beri aşırı borçlanmadan dolayı resesyona gark olmuş durumda. Fakat bu finansal dalgadan etkilenmesi muhtemel suçsuz seyirciler de var. Küresel durgunluk hükümetleri önemli düzeyde etkilerken, işsizlik sigortası ve mali teşvik tedbirlerinin harcamaları artırdığı bir dönemde, vergi gelirlerinin azalmasına sebep oldu. Bu durum ise hükümetlerin devam etmekte olan ekonomik zayıflıklarla mücadele imkânlarını azalttı.
Bu ortamda en kırılgan olan ülkeler Avrupa Birliği üyesi olanlar. Yunanistan’ın bütçe açığı resesyonla birlikte daha da kötüleşmiş, bu durum kredi notunda düşmeye ve bono fiyatlarında da çöküşe sebep olmuştur. 2009 yılında İrlanda ekonomisinin % 7,5, İtalya’nın % 5.1 ve İspanya’nın %3.8 daralacağı tahmin edilmektedir.
Bu durum ise Avrupa’nın nispeten sağlam ekonomileri için çetin bir durum teşkil ediyor. Alman Ekonomi Bakanı’nın “Yunanistan ya batacak ya da kendi başına yüzmeyi öğrenecek” şeklindeki açıklamasına benzer ifadeler Avrupa’nın kendi ayağına kurşun sıkmasından başka bir şey değil. Şayet Yunanistan borçlarını ödeyemez ise, yatırımcılar düşük büyüme oranı ve büyük borçları bulunan diğer Avrupa ülkelerinden kaçacak, bu durum neticesinde ise daha zayıf olan ülkeler de böylesi bir krize itilecektir.
Bu ülkelerdeki büyüme, euronun aşırı değerli olması nedeniyle yeterli seviyede olmamış, bu durum onların uluslararası alanda rekabet etme kabiliyetlerini azaltmıştır. Finansal analistler, mali teşvikleri gündemden kaldıracak aşırı sıkı bütçeler ile, devletlerin büyüme elde etmek için euroyu terk etmeye yönelebileceğini dile getiriyorlar. Ancak bu sancılı süreç Avrupa dışına da yayılıyor. Kredi derecelendirme kuruluşları, geçen yıl ekonomisinin % 7,3 daralmasıyla ciddî bir bütçe açığı veren Meksika’nın kredi notunu düşürmüş bulunuyor.
Bu gergin ortam daha derin ve uzun vadeli etkiler de yaratabilir. Euro’nun etkinliğini kaybetmesi durumunda, zaten hassas olan finans piyasaları güçlü bir şok dalgasına maruz kalacak, sonuçta ise dünya genelindeki bu durgunluk ortamını daha da derinleştirecek ve yaygınlaştıracaktır. Bazı gözlemciler, seküler olan Dubai’nin, daha muhafazakâr Abu Dabi’nin ellerine düşmesinden endişeleniyorlar. Nitekim dünya ekonomisi, başka bir piyasa sendelemesini kaldıramayacak kadar kırılgan bir yapıda.
Anlaşılana göre zengin, sanayileşmiş ülkelerdeki seçmenler kurtarma çabalarının kendilerine büyük bir külfet olduğu düşüncesindeler. Fakat buna rağmen bu kurtarma operasyonları ileriki dönem için de gerekli olacaktır. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Almanya gibi Avrupa Birliği’nin güçlü ekonomilerinin nispeten zayıf olan komşularının yardımına koşması gerekiyor. Ancak ABD ve Çin’in de aralarında bulunduğu diğer ülkeler de her an yardıma hazır olmalılar. Bunun büyük bir maliyeti olabilir ancak başka bir krizden daha ucuza mal olacağına şüphe yok.
(The New York Times, 18 Ocak 2009, After Dubai)