Ekopolitik Haber Portalı Anasayfası  
3 Eylül 2014 Çarşamba
Dosyalar

"Gizli Kuşatılmışlık": KUZEY KIBRIS Projemiz

Türkiye’nin Büyük Çatısı: “Mezkûr Meçhul Mesele” Çalıştay ve Konferans Transkripsiyonları

Türkiye-Kuzey Irak Dosyası

Günümüzde artan sosyal ağların insanın hayatını ne yönde etkilediğini düşünüyorsunuz?




Günlük bülten almak için e-postanızı giriniz...
 
 
 
Tehran Times: İran 2012’de benzin satmaya başlayabilir. ...    RIA Novosti: Castro, Küba’nın göç politikasını zamanla değiştireceğini söyledi. ...    Reuters: Güney Kore’nin eski first lady’si Kim’in ölümü için Kuzey’e gidecek. ...    Washington Post: Britanya Prensi Philip’e koroner stent takıldı. ...    Independent: Yemende birlikler protestocularla çatıştı. ...    The Guardian: Dünya liderleri Havel’in cenazesine katıldı. ...    Haaretz: BM Güvenlik Konseyi, Suriye’deki bombalı saldırıyı kınadı. ...    El Cezire: Nijerya’daki çatışmalarda düzinelerce kişi öldü. ...    WSJ: Mısırlı hristiyanlar yardım için ABD’ye bakıyor. ...    NY Times: Moskova sokaklarında on binler yine protestoda. ...    Reuters: Ordu'nun tavizinden sonra Mısır siyasi partileri boykot tehtidinden vazgeçtiler. ...    CH. 10: Türkiye Cumhurbaşkanı, şartlar yerine getirilmediği sürece Türk-İsrail ilişkileri düzelmeyecektir dedi. ...    AP: ABD Savunma Sekreteri Panetta, İsrail'in Ortadoğu'da gittikçe izole edildiğini belirtti. ...    AP: Kaddafi'nin oğlu İnterpol'ün rüşvet ve göz dağı vermeyle ilgili iddialarını redetti. ...    DPA: Suriye Sünni Başmüftüsü'nün oğlu Ibla Üniversitesi yakınlarında öldürüldü. ...    DPA: ABD Savunma Sekreteri İsrailli meslektaşı Ehud Barak ile görüştü. ...    İsrail Ordu Radyosu: Peres: Cami kundakçılığı yasa dışı bir ve Yahudi değerleriyle çelişen ahlaksız bir harekettir. ...    AP: Libya Geçiş Konseyi yeni konseyi ilan etti. ...    The Guardian: İsrail-Gaza arası ateşkes görüşmeleri yoğunlaştı. ...    Le Monde: Libya: Protestocular devlet televizyonuna el koyabilir. ...    WP: Dünya liderleri Kaddafi’yi teslim olmaya çağırdı. ...    NYT: Kaddafi’nin oğullarından ikisi alıkonuldu. ...    Ria Novosti: Filistinli militanlar İsrail ile geçici ateşkes ilan ettiler. ...    Al-Jazeera: Esad, dış müdahalelere karşı uyarıyor. ...    Haaretz: BM Türkiye’nin isteği üzerine Gaza filosuna dair raporu erteledi. ...    Tehran Times: İran 2 Amerikan vatandaşını 8 yıl hapse mahkum etti. ...    The Guardian: Yunanistan'ın tasarruf planı "işe yarayacak". ...    Kathimerini: İspanya ve İtalya'da piyasaların baskısı. ...    Eleftherotypia: Yunanistan'da Bakanlar Kurulu işsizliği konuşuyor. ...    To Vima: Hristofyas Kıbrıs'ta yeni hükümeti ilan ediyor. ...    Tehran Times: Suudi Arabistan'da bayan öğrenciler üniversitelerdeki ayrımcılıkları protesto etti. ...    Athens News: Lambrinidis: AB'nin problemleri Yunanistan'ın yaşadığı ekonomik krizin çok daha ötesinde. ...    Ethnos: Makedonya'da "iç savaş" devam ediyor. ...    The Independent: Mübarek kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddediyor. ...    NYT: El Kaide’nin yeni lider Zevahiri, Suriye’deki protestocuları övüyor. ...    Haaretz: Peres Filistinlilerle müzakerelere başlamak için gizli toplantılar yapıyor. ...    El Vefd: Mısır, devrimden sonra İran’ın dümen suyuna girmeyecek. ...    El Yevm Es Sabi: Mısır’da Siyasi aktörler önümüzdeki Cuma’yı ‘’Halk’ın İradasi Cuması’’ olarak adlandırma konusunda ittifaka vardı. ...    El Yevm Es Sabi: Şahat gelecek Cuma Tahrir Meydanında İslamcılar ve diğerleri omuz omuza olacak. ...    El Yevm Es Sabi: %94 Tahrir’deki oturma eylemini destekliyor. Sufi Tarikatlar önümüzdeki Cumaya iştirak edecekler. ...    El Yevm Es Sabi: 6 Nisan hareketi, İhvan ve Selefi guruplar ile Cuma Gösterisi için anlaşıyor. ...    International Herald Tribune: Taliban tarafından gönderilen intihar bombacısı Kandahar Belediye Başkanına suikast düzenledi. ...    The Guardian: Libyalı diplomatların sınır dışı edilmeleri riskli bir kumardır. ...    Eleftherotypia: Wolfgang Schaeuble: Yunanistan 10 yılda kendine gelir. ...    Şarq El Avsat: Suriye'nin Bukmal Şehrinde halk sokağa indi, Baas Partisi Binalarını yaktı. ...    Ria Novosti: Kaddafi için Rusya'da barınak ihtimali sıfır... ...    Hareetz: Hollywood yapımcısı İsrail Nükleer Ajanı çıktı. ...    FT: İspanya ve İtalya stres testinde en üst sırada yer aldılar. ...    The Guardian: Libyalı asiler yağmacılıktan tutuklandılar. ...    WP: Obama’nın gelecek seçimlerdeki kampanyası için destek rakamları 86 milyon dolara yükseldi. ...    Hareetz: Hamas: Fayyad Başbakan olarak kalmaya devam ederse Filistin Barışı imkansızlaşır. ...    Tehran Times: Türkiye: İran'ın potansiyali Ortadoğu'nun istikrarı için önemlidir. ...    Le Figaro: Parlamento Altın Kuralı uygulamaya aldı. ...    Le Monde: Afganistan'da 5 Fransız askeri öldürüldü. ...    FT: Yunanistan'ın temerrüt adımı anlaşma umutlarını canlandırdı. ...    The Economist: Uzay çağının sonu geldi. ...    The Independent: Afganistan Operasyonunun ‘ağır bedeli’ olduğu anlaşıldı. ...     RIA Novosti: Rusya dörtlü toplantılarda İsrail ile Filistin arasındaki müzakereleri sürdürmeyi amaçlıyor. ...    Tehran Times: İsrail, İran’ın füze misillerinin sahasında… ...    FT: Kuzey ve Güney Kore arasında yaşanan krizi değerlendiren Brzezinski, çözümün büyük devletler arasında geliştirilecek diyalogla mümkün olduğunu, Obama'ya büyük işler düştüğünü ifade etti. ...    Haaretz: Lübnan’ın eski Başbakanı Refik Hariri suikastı hakkında ortaya çıkan yeni delillerle ülkedeki tansiyonun giderek artması, İsrail’in kuzey sınırındaki güvenliği gözden geçirmeye yöneltti. ...    Reuters: ABD Başkanı Obama ve Güney Koreli liderler Salı gecesi ortak bir askeri tatbikat düzenlenmesi konusunda anlaşmaya vardı. ...    Le Figaro: İrlanda krizi avroyu tehlikeye sokuyor. Dublin'in sıkıntıları İspanya ve Portekiz'e de bulaştı. ...    Le Monde: Portekiz'de sendikalar, kemer sıkma tedbirlerini protesto etmek amacıyla 1974 devriminden bu yana ilk kez genel grev çağrısında bulunuyor. ...    The Economist: Davutoğlu etkisi: Tamamen değişen bir dış politika. ...    Haaretz: Oslo Antlaşması’na geri mi dönüyoruz? ...    Tishreen: İran, Türkiye ve Brezilya'nın Viyana grubuna dahil edilmesi talebini yineledi; müzakereye hazırız, dedi. ...    Al Ahram: İran devrim muhafızlarının bir komutanı savaş durumunda bölgede bulunan yüze yakın Amerikan üssünü hedef alacaklarını söyledi. ...    Al Quds Al Arabi: İsrail'deki bazı çevreler Irak'ta bulunan Tevrat'ın oldukça nadir bir kopyasını kaçırdıklarını doğruladılar. ...    Al Hayat: El Kaide, Uyanış Konseyleri ile çatışıyor; Diyala kentinin bazı bölgeleri birkaç saatliğine El Kaide'nin eline geçti. ...    Şark Al Awsat: Türkiye'nin İsrail'le şiddetli anlaşmazlığı taraflar arası dostluğu etkilemeyecek; Türkiye, İsrail'e radar siparişi verdi. ...    New York Times: Google özel bilgileri yanlışlıkla topladığını söyledi. ...    As Safir: Sınır kenarındaki tatbikat izleyen Netenyahu konuştu: İran, Suriye ile aramızda savaş çıkarmaya çalışıyor. ...    AP: Hz. Muhammed’in karikatürlerini çizerek Müslümanları öfkelendiren İsveçli Lars Vilks, Salı günü yaptığı açıklamada bir üniversitede konferans verirken saldırıya uğradığını söyledi. ...    Al Quds Al Arabi: Mısır’da olağanüstü hal yeniden uzatıldı; seçimlerde hile yapılacağına dair itirazlar yükselmeye devam ediyor. ...    FT: Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) başkanı Dominique Strauss-Kahn, euro bölgesindeki ülkelerin, uluslararası bütçe koordinasyonunu getirecek yeni bir sisteme yönelik büyük adımlar atması gerektiğini söyledi. ...    Al Sabaah: Hukuk Devleti listesi ile Ulusal İttifak yeni hükümetin kurulması konusunda bir takvim belirledi. ...    Haaretz: Olmert: Abbas benim barış önerime hiç yanıt vermedi. ...    Le Monde: NATO güçlerince Pakistan’ın kuzeyinde düzenlenen hava saldırısında üst düzey bir El Kaide militanı hayatını kaybetti. ...    NYT: Batı’dan beklediğini bulamayan Türkler kayıp imparatorlukla eğleniyor. ...    

DÜŞÜNCE&ANALİZ >

ANALİZ

 

İran’ın Küresel Amacı

 
İslamî devrim öncesi ve sonrasında, İran bölgesel bir güç olma heveslisiydi. 1979’dan önce, Washington Tahran’ın ihtiraslarına destek vermekteydi, zira, nihayetinde Şah komünist ve radikal Arap milliyetçiliğine karşı bir cephe oluşturmaktaydı. İslamî devrimin ardından ise ABD’li yetkililer İran’ın büyük vizyonlarına şüphe ile yaklaşmaya başladılar.

İslam Cumhuriyeti, BM Güvenlik Konseyi kararlarını ve Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşmasını ihlal ederek nükleer teknoloji peşinde koştukça bu şüphe daha da büyüdü. Bunun yanında, İran Devrim Muhafızları Ordusu da İran’ın yakın komşuları üzerinde ileri derecede istikrarsızlaştırıcı bir rol oynamakta. ABD’li yetkililer, çevreleme, caydırma ve belki de İran’ın Büyük Ortadoğu’daki nüfuzunu tersine çevirmeye yönelik strateji üretmeye çalışadursun, bol nakiti bulunan ve son dönemdeki başarısından dolayı kendine aşırı derecede güvenen Ahmedinejad hükümeti ve İDMO, dünyadaki aktörler arasına girme peşinde koşuyor.

ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlığı görevlileri İran’ın, Irak, Lübnan, Afganistan, Körfez Ülkeleri ve Filistin Yönetimi üzerindeki nüfuzuna yoğunlaşmış bulunuyor, fakat bütün Ülke

Masalarını (country desks)1 kasıp kavuran daha geniş bir perspektif, İslâm Cumhuriyeti’nin küresel bir güç olma yolunda olduğuna işaret ediyor.

İranlı yetkililer, Latin Amerika ve Afrika’da nüfuzlarını artırabilmek için eş güdümlü bir şekilde diplomatik, ekonomik ve askeri bir strateji uyguluyorlar. Sadece Venezüella, Bolivya ve Nikaragua’da değil, Senegal, Zimbabve ve Güney Afrika’da da başarıya ulaşmış durumdalar. Bu yeni ittifaklar bu devletlerdeki ve bölgenin daha geniş kapsamındaki ABD çıkarlarına topyekün karşı çıkacaklardır, özellikle de İran diğer bölge ülkelerindeki nüfuzunu artırmak için “uzun vadeli ve kalıcı etkiler bırakan” bir strateji uygularsa...

Latin Amerika: Monroe Doktrinine Başkaldırı

İran, uzun zamandan bu yana Latin Amerika’da bir duruş sergiliyor. Bir zaman önce, Paraguay, Brezilya ve Arjantin’in buluştuğu noktada Hizbullah temelini atmıştı. İran’la bağlantılı teröristler 1992’de Buones Aires’teki İsrail elçiliğini, 1994’te de yine aynı şehirde Yahudi Halk Evi’ni bombalamışlardı. 2006 yılında, Arjantin savcıları 1994 saldırısının emrini verdiği ve planladığı iddia edilen eski İran Devlet Başkanı Ali Ekber Haşimi Rafsanjani ve diğer yedi kişi hakkında tutuklama emri çıkardılar. Hizbullah’ın bölgedeki varlığı da bugüne kadar politika belirleyen yetkililer açısından endişe kaynağı olmayı sürdürdü.

Ancak, sadece Ahmedinejad döneminde, İran hükümeti Latin Amerika ülkelerine uzanma yolunda devamlı bir çaba sergiledi. Milyonlarca doları-belki de milyarlarca- yardım amacıyla kullanan Ahmedinejad, Venezüella, Bolivya ve Nikaragua’dan oluşan Amerikan karşıtı bir blok yaratmak için çabalamakta. Ahmedinejad’ın önceliği üçüncü dünya ülkelerinin diplomatik desteğini güçlendirmek olabilir, ancak İran devlet başkanının ABD’ye hakaret içeren sözleri- akabinde de müttefiklerinin hakaretleri- ve çevre ülkeleri istikrarsızlaştırmaya yönelik çabaları, Ahmedinejad’ın ABD’nin kapı eşiğinde bir mevcudiyet oluşturma yolunda olduğunu gösteriyor.

Ahmedinejad’ın Latin Amerika’ya dönük politikasının temelini Venezüella ile birlikte Amerikan karşıtı bir eksen kurma amacı oluşturuyor, ki bu İran liderinin olduğu kadar Venezüella devlet başkanının da arzuladığı bir hedef. Temmuz 2006’da Tahran’a düzenlediği ziyaret esnasında Chavez, Tahran Üniversitesi’nde dinleyicilere “İnsanlığı korumalı ve ABD imparatorluğuna bir son vermeliyiz” şeklinde konuştu. Hemen iki ay sonrasında ise ikili Havana’daki “Tarafsız Ülkeler Hareketi” konferansında tekrar bir araya geldi. Chavez, Tahran’a düzenlediği ziyaretin üzerinden daha bir yıl geçmişken, tekrar ziyarette bulunduğunda ise, İran’ın Dinî Lideri Ayetullah Hamaney onu huzuruna kabul ederek, sadece İran’ın yakın müttefiki addettiği siyasilere behşedilen bu şerefi ona da layık gördü.
O dönemde İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki de “İslâm Cumhuriyetine düzenlediği sık ziyaretler vesilesiyle Hugo Chavez İran’da ve belki de bölgede ailemizden biri gibi oluyor- ve hatta oldu da” şeklinde nükte yapmıştı.

Bu ziyaret esnasında Ahmedinejad ve Chavez “Birleşik Devletler’e” karşı bir “Birlik Ekseni” ilan ettiler.

İki ülke arasında mekik diplomasisi süregelmekte. Chavez’i Tahran’da ağırladıktan sadece iki ay sonra Ahmedinejad Karakas’a ziyarette bulundu. İran devlet başkanı Venezüella basınına şu açıkamalarda bulundu: “Şüphesiz birlik oldukça gücümüz daha da artıyor, ve hakikaten kimsenin bizi mağlup edecek gücü de yok” Bundan dört ay sonra Tahran’a düzenlediği ziyaret sırasında Chavez’in yanı başında durduğu halde Ahmedinejad “İran ve Venezüella halkları, dünya emperyalizmi ne kadar karşı çıkarsa çıksın, dünyadaki mağdur uluslar ile omuz omuza duracaktır.” şeklinde konuştu.

İran, yoksul ülkeleri, ABD’ye karşı tutumlarını değiştirmeleri karşılığında yardımda bulunarak kullansa da, İran da Venezüella da petrol zengini iki ülke, bu yüzden aralarındaki ilişki de daha çok işbirliği düzeyinde. Tahran Chavez’in diplomatik girişimlerini de takdir etmekte. Hakikaten Venezüella’nın 2006’da BM Güvenlik Konseyi’nde sandalye elde etme gayretleri başarıyla sonuçlansaydı, Washington ve Avrupa’daki müttefiklerinin, İran’ın nükleer programına karşı müeyyide uygulanmasını sağlayan BM kararlarının oybirliğiyle alınmasına muvaffak olmaları bile şüpheliydi.

Her iki lider de uluslararası tecrit ve müeyyideleri aşabilmek için karşılıklı yakınlaşmayı istimal ediyor. Batılı ülkelerin İran’a modern uçak ihracına şüpheyle baktığı bir süreçte, Chavez Temmuz 2007’de Tahran’a düzenlediği ziyaret esnasında Ahmedinejad’a Airbus A340-200 tipi bir uçak hediye etmişti. Batılı ülkeler, bu uçağın parçalanıp yedek parçalarının, İran’ın eskiyen askeri filosunun takviye edilmesi amacıyla kullanılmasından korkuyor. Bu tarz bir işbirliği de Condolezza Rice’ın, bazı imtiyazlar vererek İran’ın uluslararası taahhütlere riayet etmesine yönelik planını da akim bırakıyor. Mesela Rice’ın ABD şirketlerinin İran’a yedek uçak parçalarını satmasına rıza göstermesinden sadece dört ay sonra Ahmedinejad, Tahran ve Karakas arasında tarifeli uçak seferlerinin başladığını ilan etti.

Her iki lider dayanışmalarını, yekdiğerini yerel eleştiriler karşısında destekleme yönünde de kullanıyor. Karakas’ta İran’a ait iki fabrikanın kurulmasının ardından Chavez bu gelişmeye, Şah yönetimi altındaki hayatla keskin kıyaslar yaparak, “İslâmi devrim sonrasında ortaya konan başarılar” şeklinde övgüler yağdırdı. Bu yorumlar Venezüella halkına çok bir şey ifade etmese de Ahmedinejad’ın, ülkedeki ekonominin başarısızlığıyla alakalı yapılan dahili eleştirileri dağıtmasına yardımcı oldu. Ahmedinejad, popülist devlet başkanının, “Venezüella’daki sorunların ülke ekonomisinin kötü idaresinden değil Amerikan komplolarından kaynaklandığı” üzerine temelli savını destekleyerek, Chavez’in Amerikan karşıtı söylemlerini papağan gibi tekrarlamaktaydı. Daha garip olanı da, Venezüella’daki yerli kabilelerin tamamının Şii İslam’a döndükleri yönündeki açıkça yanlış olan raporlar. Ancak bu propoganda, İran devlet başkanının serüvenciliğinin İran’ın salt halihazırdaki bölgesel çıkarlarla alakası olmadığı intibaını edinen dindar seçmen bölgelerine yönelik olarak, iyi bir oyun ortaya koymaktadır.

Ticaretin artırılması da diplomatik yakınlaşmanın artmasına vesile olmuş bulunuyor. Chavez Venezülla’nın batısındaki petrol tesislerinin kamulaştırılması için faaliyete geçtiği anda, Venezüella milli petrol şirketi PDVSA da ülkenin merkez doğusunda petrol üretimine yönelik 4 milyar dolarlık İran-Venezüella ortaklığında projeyi ilan etmişti. Nisan 2007’de Muttaki, Venezüella ve İran arasındaki çift taraflı ticaretin toplamda 18 milyar dolara ulaşacağını memnuniyetle belirtti, bu rakam abartı bile olsa İran’ın yumuşak güç uygulama stratejisinin bir işareti cihetinde. Geçenlerde Karakas’ı ziyaret eden birkaç ziyaretçi de şehir hotellerindeki İranlıların sayısı hakkında bilgiler vermişti.

Lideri Fidel Castro’nun hastalığı ve adada hüküm süren yoksulluk komünist Küba’nın baş aktör olmasına engel teşkil etse de, bu ülke de İran-Venezüella yakınlaşmasının bir unsuru haline gelmiş bulunuyor. Havana, 2006'da düzenlenen Tarafsız Ülkeler Hareketi görüşmelerine ev sahipliği yapmasının yanı sıra, ortak bir gemi ticaret hattına yönelik Tahran ve Karakas’ın girişimlerine de dahil oldu. Avrupa ve ABD yaptırımlarının uygulanmasındaki organize eksikliği de göz önüne alınırsa, bu girişim her bir ülkenin belirli yaptırımları by-pass etmesine vesile olabilecek. …. Venezüella’nın Tahran Büyükelçisi'nce reddedilmiş olsalar da, bu Güney Amerika ülkesinin İranlı bilim adamlarına, devletinin sınırları içinde, uluslararası gözlemcilerin haberi olmaksızın, bazı nükleer çalışmalar yapma imkânı sağladığı yönünde bazı raporlar bile ortaya çıktı.

Gerek Tahran gerekse Karakas, petrodolarlarını Latin Amerika ve Afrika’daki ülkelerin ABD’ye karşı çatışmacı politikalar uygulamaları için kullanıyor. Latin Amerika’da bundan istifade eden ülkelerin başını muhtemelen Nikaragua ve Bolivya çekmektedir. Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega’nın görevi devralmasından sadece günler sonra, Ahmedinejad “İki ulusun ortak idealleri ve ABD’de sınırları içinde ortak bir düşmanı olduğunu dile getirerek” eski sosyalist devrimcinin tekrar iktidara gelmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirmişti. Ortega da "iki ulus ve devrimleri arasındaki kuvvetli bağları" tasdik etmişti. Managua'daki (Nikaragua’nın başkenti) İran elçiliği bugün şehirdeki en büyük diplomatik heyet. Göreve gelmesinin üzerinden aylar geçmeden Ortega, Libya Lideri Muhammed Kaddafi'den aldığı ödünç bir uçakla Tahran’a giderek Ahmedinejad'a iade-i ziyarette bulundu. Tahran’da, Ahmedinajead gelişen İran-Nikaragua bağlarının “adalet, barış ve kardeşlik üzerine kurulu bir düzenin” köşe taşları olduğunu dile getirdi. Ortega’yla gerçekleşen müteakip görüşmede ise Hamaney "Birleşik Devletlere karşı ortak antipatiden" bahsetti.

Venezüella kendi başına ayakta durabilir, ancak Nikaragua duramaz. İslam Cumhuriyeti’nin Nikaragua ile yakınlaşması da olumsuz şartlardan doğmuştur. Fırtınanın yakıp yıktığı, yatırımcılara ise pek hasmane yaklaşan Nikaragua İran sayesinde gerekli nakit akışını elde etmiş oldu. Ortega’nın İslam Cumhuriyeti’ne yaptığı ziyaretten aylar sonra iki ülke bir dizi ticaret anlaşması imzalandı ve Tahran Nikaragua'da 350 milyon dolarlık bir limanın finansmanlığını elde etti. Bu anlaşmaların ilan edilmesinin akabinde ise Ortega, Birleşik Devletler'den "Terörist millet” diye bahsetmeye, sonraları da İslam Cumhuriyeti'nin nükleer programına destek vermeye başladı. Bu programla alakalı olarak Ahmedinejad “eldeki mevcut deneyimlerin ve bilginin” Nikaragua’ya transferini bile önerdi. Tecrübeli bir Nikaragua büyükelçisi, Ortega’nın İran yanlısı politikasından hafif utanç duyar bir vaziyette, muhataplarından birine, Managua’nın hem İran hem de Venezüella tarafından Tahran’a sürekli destek ifadeleri kullanması karşılığında desteklendiğini dile getiriyor.

Nikaragua’nın Venezüella’nın parasıyla mı yoksa ABD’ye karşı ideolojik antipatisi sebebiyle mi hareket ettiği çok önemli değil, şu bir gerçek, tecrit altındaki İran’ın "özdeş ve ortak siyasî görüşler besleyen" bir müttefiki var artık.

Bolivya da İran’ın müttefikleri arasına girenlerden. Juan Evo Morales yönetimi altındaki La Paz, İran ile ittifakı da pek hoş karşılamakta. Nikaragua’da olduğu gibi, Bolivya da endüstriyel işbirliği vesilesiyle 1.1 milyar dolarlık yardıma kavuşurken, İran da diplomatik bir müttefik daha elde etmiş oluyor.

4 Eylül 2007’de, İran’a karşı uluslar arası yaptırımların artırılması tartışılırken, Bolivya dışişleri bakanı David Choquehuanca Céspedes "İran'ın nükleer haklarına" arka çıkıp, İslam Cumhuriyeti'nin tutumuna uluslar arası destek çağrısında bulundu. Tahran ise bu davranışa La Paz'da elçilik açarak, ki denize kıyısı olmayan bu Güney Amerika ülkesinin artık Tahran’ın çıkarlarına hitap ettiğinin bir işaretidir bu, mukabelede bulundu.

Ülkelerin başka ülkelerle ilişki kurmasında elbette ki bir mahzur yoktur. Tahran da, nasıl ki ABD’nin Körfez Ülkeleri emirlikleri ve bağımsızlığını yeni kazanmış Orta Asya ve Kafkasya ülkeleriyle ilişkileri varsa, kendinin de Latin Amerika ülkeleri ile güçlü ilişkiler kurmanın çıkarlarına olduğunu savunabilir. Lâkin, İran'ın bu uzanışını yardımsever bir yaklaşım veya ABD’nin ulusal güvenlik sorunlarıyla yakından uzaktan alakası olmayan bir durum olarak telakki edip, yabana atmak büyük bir tehlike doğurur.

İslam Cumhuriyeti’nin mevcut yayıncılık kurumu da geçen aylarda, Bolivya ve Nikaragua'daki muadilleri ile ortaklıklar oluşturdu. Amaç ise sadece bu ülkelerin kendi söylemlerini yaygınlaştırmak değil aynı zamanda “bütün Latin Amerika’yı hedefleyen" İran finansmanlı yayınlar için bir platform oluşturmak. Ahmedinejad'ın Latin Amerika'yı ABD'ye karşı saldırgan bir stratejiyi yönlendirebileceği bir kurtarılmış bölge olarak gördüğüne dair şüpheler, bu ayın başlarında Kolombiya kuvvetlerinin Kolombiya Silahlı Devrim Ordusu kampına baskın düzenlemesi ve içinde KSDO'nun 50 kilo uranyum satın alma planlarına dair dosyaların bulunduğu bir bilgisayarı ele geçirmesiyle iyice geçerlilik kazandı. Ele geçirilen planlar, satın alma işleminin İran parasıyla ve kurumlarıyla kolaylaştırılabileceğine dair ABD yetkilileri arasındaki endişeleri de artırdı.

Afrika: İran’ın Sonraki Cephesi

ABD yönetimleri ve AB hükümetlerinin Afrika'ya karşı üst üste gelen ihmalkâr davranışları sebebiyle, bugün Tahran kıtadaki 52 ülkeyi diplomatik açıdan kolay lokma olarak görmektedir. 29 Ocak 2008 tarihinde Muttaki yaptığı açıklamada, bu yıla “İran-Afrika ilişkilerinin kilometre taşı” olarak damgasını vuracağını dile getirmişti. Üç gün sonra, Addis Ababa’da düzenlenen Afrika Birliği zirvesine katıldığı esnada, Muttaki İran’ın yakın zamanda Tahran’da bir Afrikalı Dışişleri bakanları zirvesi düzenleyeceğini ilan etmişti.

Diplomatik söylemler ile eylemlerin uyumsuzluk gösterdiği geleneksel İran politikası Afrika söz konusu olduğunda değişiklik gösteriyor, zira Tahran bir grup ülkeyle güçlü ortaklıklar kurmuş durumda. İslam Cumhuriyeti bilhassa, bir zamanlar soğuk savaş döneminde ABD'nin müttefiki olan bugün ise yavaştan Batı Afrika'nın Venezüella'sı haline gelen Senegal ile güçlü bağlar kuruyor. Senegal Devlet Başkanı Abdoulaye Wade, ilki 2006'da ikincisi ise 2008'de olmak üzere, Hamaney ve Ahmedinejad ile görüşmek için iki defa Tahran'ı ziyaret etti. En son ziyareti esnasında, Hamaney’in “Senegal ve İran gibi İslam ülkeleri arasında gelişen birliğin ABD gibi “büyük güçleri” zayıflatacağını söylemesine zemin hazırlayan da Wade idi.

Bunların sadece söylemlerden ibaret olduğunu düşünmek hata olur. 27 Ocak 2008 tarihinde, Senegal Dışişleri bakanı Cheikh Tidiane Gadio’nun Tahran’a ziyarette bulunacağını belirtmesinden bir hafta sonra, Silahlı Kuvvetler Bakanı Becaye Diop iki ülke arasında savunmaya yönelik ikili ilişkileri artırmak için İranlı muadili ile görüşme gerçekleştirdi. Üst düzey İranlı yetkililer de iade-i ziyarette bulundular. 22 Temmuz 2007’de Ahmedinejad ve Hamaney’e en yakın kişiler olan İran Yargı Erki Başkanı Ayetullah Mahmud Haşimi Şahrudi ve hükümet sözcüsü Gholam Hüseyin Elham sırayla Dakar’a gidip Wade ve Senegal Başbakanı Cheikh Hadjibou Soumare ile görüştüler. Şahrudi “İslam ülkeleriyle bağların geliştirilmesinin ve Müslüman devletlerin İslam’ın gelişim ve yayılmasına yardımcı olacak potansiyel ve güçlerinden istifade edilmesinin sorumluluğumuz olduğuna inanıyoruz” şeklinde açıklamada bulunmuştu. 12 Mart 2008 tarihinde ise bu Batı Afrika ülkesini Ahmedinejad ziyaret etti.

İranlı liderler en çok Müslüman bir bloğun geliştirilmesine ilgi duysalar da (bihassa Sünni Arap devletlerin nüfuzunu kıracak türden bir blok), Senegalli liderler kısa vadeli ekonomik çıkarlarıyla ilgileniyor gibi. Resmî hükümet (İran) gazetesi Wade’nin Tahran’a ilk ziyaretindeen sonra “Enerji, petrol arama, endüstri: Senegal’in İran’dan Çıkarları” şeklinde manşet atmıştı. İran’ın iade-i ziyaretinden sonra ise Wade, İran’ın bu Batı Afrika ülkesinde petrol rafinerisi, kimya tesisi ve 80 milyon dolarlık oto montaj tesisi kuracağını açıklamıştı. Haftalar içinde, Senegal enerji bakanı Samuel Sarr Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaretten “bir yıllığına İran’ın Senegal’e petrol arzında bulunacağı ve Senegal petrol rafinerisinde yüzde 34’lük hisse satın alacağına” dair taahhütle döndü. Bu türden bir yardım muhtemelen Senegal’deki ekonomik şartların olumsuz olmasından kaynaklanıyor. Zira, 25 Kasım 2007 tarihinde düzenlenen İran-Senegal ortak ekonomi komisyonu toplantısında, Wade İran’ın nükleer programına desteğini yinelemişti.

Tahran’ın çalışmalar yaptığı tek ülke Senegal değil. İranlılar, Müslüman yetkililerle görüşürken İslam tellallığı yapsa da, İslam Cumhuriyeti’nin niyetinde, Müslüman olsun olmasın, genelde Batı’ya özelde ise kendini ABD’ye uzak hisseden her bir Afrika devletini kucaklamak var. Bu durumdan, Sudan ve Zimbabve bilhassa yarar sağlıyor. Gerek Avrupalı devletler gerekse Washington, çoğu insan hakları örgütünün Darfur’da soykırım olarak nitelediği olaydan ötürü Sudan’ı tecrit etmeye çalışıyor. Uluslararası camia Kartum’a karşı diplomatik yaptırımları sertleştirme peşinde koştukça, Ahmnedinejad Sudan devlet başkanı Ömer El Beşir’e kucak açıyor. Ahmedinejad’ın tavrı net: İran-Sudan bağları, her iki hükümetin uluslararası sorunlar karşısında yekdiğerini savunması anlayışı üzerine temellendirilmelidir.

Bu ay, İran Savunma Bakanı Kartum’a düzenlediği ziyaret esnasında bu Afrika devletini İslâm Cumhuriyeti’nin Afrika’ya dönük politikalarının “köşe taşı” olarak nitelendirdi.

Beşir, Sudan için ne derece zararlıysa Zimbabve’nin uzun bir süredir devlet başkanlığını yürüten Robert Mugabe de kendi ülkesi için o derece zararlı. Irksal ve etnik azınlıkları çıban başı gibi gören Mugabe hükümeti ekonomik politikalarıyla da Güney Afrika’nın tahıl ambarı olan bu ülkeyi kıtlıkla yüz yüze bırakmış bulunuyor. Uluslararası camianın Zimbabve’deki Mugabe rejimini tecrit etmesinden doğan boşluğu doldurmak için ise Tahran bölgeye uzanıyor. İranlı politikacılar sosyal adalete bağlılıktan bahsetseler de, Afrika’nın en acımasız diktatörlüğünü İran’ın Afrika’daki nüfuz merkezi haline getirme çabaları, sosyal politikalara, kamu sağlığına ve refaha ne derece kayıtsız olduklarının bir işareti.

Muttaki 2006 yılında, BM Genel Meclisi’nde pasif bir konumu olan Zimbabve’ye dönük girişimlere başladı. Her iki ülke “politika birliği” taahhüdünde bulundu. Aynı yıl Tahran’da düzenlenen basın konferansında Mugabe, “İran ve Zimbabve’nin düşünce yapısı aynı ve her ikisi de ‘Şeytan Ekseni’ olarak nitelendiriliyor. Aynı düşünen ülkeler aynı saflarda yer almalıdır” şeklinde konuşmuştu. Takip eden günlerde iki ülke arasında enerji işbirliğinin artırılması,
Zimbabve’nin işlemeyen petrol rafinerisini tekrar faaliyete geçirilmesi ve bu Güney Afrika devletini kıtlığın kıyısına sürüklemiş tarım politikalarının tazmin edilmesi konusunda anlaşmalara imza atıldı. İran’ın Harare büyükelçisi ise Mugabe’ye, yaptırımları tersine çevirme konusunda yardım sözü vermişti.

Güney Afrika da İran’ın başka bir bölgesel müttefiki haline geldi. İslam Cumhuriyeti’nin ırk ayrımcılığına karşı tavrı sebebiyle minnettar olan Güney Afrika’nın İran ile resmî ilişkilerin tekrar zuhur etmesi 1994’te başlamıştı. Sonraları yapılan karşılıklı söylemler samimi nitelik barındırıyordu, son yıllarda ise Tahran Pretorya ile ilişkilerin geliştirilmesi için petrol ve ticaretten istifade etmeye başladı. İran kasıtlı bir strateji yürütüyor. İran’ın İngilizce çıkan resmî gazetesinde bir yorumcunun şu ifadelerine yer veriliyor: “Güney Afrika, Bağlantısızlar Hareketi’nin kilit ülkelerinden biridir, ki bu haraket Tahran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulmasına yönelik çabalara karşı tepkisini ortaya koymuş, ‘gelişmekte olan ülkelerden’ teşekkül bir bloktur.”

Venezüella’yı BM Güvenlik Konseyi’ne sokmakta başarısız olan İran hükümeti, Güney Afrika’nın dönüşümlü üyeliğinden ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu yönetim meclisindeki varlığından istifade etme konusunda pek azimli. Örnek vermek gerekirse, Şubat 2007’de o zamanki Nükleer Program Başmüzakerecisi Ali Laricani, Devlet Başkanı Thabo Mbeki ile görüşmek için Güney Afrika’ya gitmişti.
İran’ın, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nı ve BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal ederek hala uranyum zenginleştirme faaliyetlerinde bulunduğu UAEK’nin Şubat 2008 raporuyla tespit edilmiş olsa da, Güney Afrika hükümeti hala daha başka yaptırımların uygulanmasına karşı çıkmak için BM Güvenlik Konseyi’ndeki dönüşümlü üyeliğini kullanıyor.

İranlı yetkililer aynı gayretleri daha küçük Afrika devletlerinde de gösteriyor. 2007 Eylül’ünde İran geçici petrol Bakanı Gholam Hüseyin Nozari yeni Uganda’ya, bu ülkede yeni keşfedilen petrol sahasının işletilmesi konusunda işbirliği sözü vermiş ve iki ay sonra İran İhracat Geliştirme Bankası Uganda’da mikrofinansman sağlanmasına yönelik 1 milyon dolar taahhüdünde bulunmuştu. Malavi devlet başkanının, İran’ın nükleer teknolojiye sahip olma hakkına destek verdiğini açıklamasından sonra, Muttaki bu ülkeyle ilişkilerin geliştirilmesine yönelik girişimlerde bulunulacağını dile getirdi. Aynı ay içinde, Fildişi Sahili’nin, İran’ın nükleer programı hususunda BM Güvenlik Konseyi ile süren tartışmada İran’a destek vermesinin ardından, Muttaki bu Batı Afrika ülkesinin dışişleri bakanını da Tahran’a davet etmişti. Hakikaten İran’ın Afrika’ya dağıttığı milyonlarca doların destek şartına bağlı olduğu görülüyor. Nitekim İran geçtiğimiz haftalarda nükleer programına olan desteği artırmak için Lesoto, Moritanya, Mali ve Namibya liderlerinin açıklamalarını kullanmıştı.

Sonuç

İran gelecek yönetim süresince de, ABD’nin endişe kaynağı olma noktasında ilk saflardaki yerini koruyacak. ABD istihbarat topluluğunu oluşturan on altı örgütün ortak bir ürünü olan 2007 tarihli Ulusal İstihbarat Tahmini’nde (National Intelligence Estimate) İran’ın nükleer başkaldırısına yönelik diplomatik bir çözüme ve Bush yönetiminin İran’ın programını tek taraflı eylemlerle sınırlayabileceğine pek itibar edilmiyor. Zira, Ocak 2008’de ABD savaş gemileri ve İDMO hücum botlarının Hürmüz Boğazı’nda karşı karşıya gelmesi gerilimi daha da artırdı.

Diplomatik çözüm veya tutarlı bir askeri seçeneğin uygulanmaması durumunda, Washington yetkililerinin çoğu B planı olarak “çevreleme” ve “caydırma” stratejisini benimsiyorlar. Mesela, Mart 2007’ye kadar ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nı yürütmüş olan John Abizaid “İran’ı caydıracak gücümüzün olduğuna inanıyorum, olur ya nükleer güç sahibi olursa... nükleer bir İran’la yaşamanın yolları da yok değil” şeklinde konuşmuştu, ancak İran’ı çevrelemek sözde kolay, eylemde zor.

İkinci dönem yürüttüğü yönetim boyunca Bush bölgedeki müttefiklerini “kendilerine verdiği taahhütlerin somut” olduğuna ikna etmek için çabalayp durdu. Peki sonuçta ne oldu? Bugün ABD’nin, Mısır, Kuveyt, Azeybaycan ve Türkiye gibi bölgesel müttefikleri İran’la ayrı ayrı uzlaşma yolları arıyor.

Onlarca diplomat, istihbarat analisti ve subay, İran’ın bölgedeki stratejisini tersine çevirmek ve ABD’nin sivil diplomasisini ileri düzeye taşımak için ne kadar yoğunlaşsalar da, İran’ın başkaldırısı çok daha muazzam bir hal almıştır. ABD’nin stratejisi bölgesel iken, İran Washington’un karşı koyamayacağı küresel bir strateji uyguluyor, zira Ahmedinejad Latin Amerika’ya üç gidiyorsa, Bush bir gidiyor.

İran’ın uzun vadeli başarı elde etmesi şüpheli, Latin Amerika ve Afrika ülkeleri, bazen nasıl ki bir heyecanla ABD Uluslararası Gelişim Ajansı ve Dünya Bankası’nın yardımınaa yüzlerini dönüyorlar, aynı heyecanla İran yardımını kabul edip Tahran’ın yumuşak gücünden istifade ediyor olabilirler, ideolojik dayanışma ise ancak her bir ülkenin mevcut liderleri çerçevesinde bir vücut bulmayla sınırlı kalacaktır. (Ülkeler arası olmayacaktır) Yine de Ahmedinejad’ın Latin Amerika’ya uzanması tehlike arz edebilir. İslam Cumhuriyeti’nin gücü yardımsever bir nitelik taşımıyor. Yaptığı yardımlar şarta bağlı ve bazen bu şartlar ABD çıkarlarına ters düşüyor. Hiçbir şey olmasa bile, Latin Amerika ve Afrikalı yeni müttefikleri Tahran’a diplomatik açıdan gereksinim duyduğu bir teselli sağlamakta, İranlı yetkililerin çift kullanımlı (dual-use goods) malları aklamasına ve şüpheli silahlar üzerine teorik anlamda araştırmalar yapmasına imkan vermektedir. Daha endişe veren durum ise, İslam Cumhuriyeti’nin yeni mecraları, çevre ülkeleri istikrarsızlaştırmak için kullanıyor olma ihtimali. Hakikaten Tahran bugün, Kolombiya’daki Alvaro Uribe yönetimine zarar vermek veya ABD çıkarlarına yönelik terörist faaliyetlerin saldırı merkezi olarak gördüğü Karakas’la işbirliği bile yapıyor olabilir. Pentagon İran Körfezi’ndeki tesislerini güçlendirmiş olsa da, İran ve yandaşları ABD’nin Cancun ve Karayip’teki çıkarlarının daha savunmasız olduğunu görmektedir. 1972’de Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin Japon Kızıl Ordusu eliyle İsrail’in merkez havalimanına saldırı düzenlemesi gibi, İDMO tertipçileri de Afrika ve Latin Amerikalı müttefiklerinin, ABD çıkarlarına çifte atma hususunda istekli olduğunu görebilirler, hele de bu işbirliği daha fazla ekonomik ödüller getiriyorsa...
1994’te Buones Aires’te patlayan bomba, Tahran’ın dünyanın öteki ucundan zayıf hedefleri vurmaya ne kadar istekli olduğunu göstermektedir.

Bush yönetimi ve halefleri İran’ın genişleyen küresel amaçlarını umursamamaya devam eder ve Ahmedinejad’ın kazanımlarını tersine çevirecek bir strateji uygulamazsa, Washington karşısında, “bahisleri yüksek bu caydırı oyununda” hakimiyeti elde etmiş bir ABD değil, İran bulacaktır.

Michael Rubin meslektaşları Ali Alfoneh, Megan Devy, Mauro De Lorenzo ve Mark Falcoff’a yardım ve tavsiyleri sebebiyle minnettardır. Elinizdeki Ortadoğu İzlenimi’nin (Middle East Outlook) düzeltilmesi ve yayınlanmasında Rubin’le birlikte çalışan AEI editör yardımcısı Christy Hall Robinson’u da unutmamak gerekir.

İngilizce’den Çeviren: Zeynel Kılınç

1 Country desk (ülke masası), devletlerin dışişleri bakanlıklarında yabancı ülkelere karşı politika oluşturan alt birimlerine verilen ad.








--------------------------------------------------------------------------------
(Michael Rubin, Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 3 Mart 2008, Iran’s Global Ambition)
 
Bu habere henüz bir yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.  
Ad-Soyad :
Mesaj :
   
 
 
© Copyright 2007 www.ekopolitik.org
Bu sitedeki bütün görsel ve yazılı içerik ekopolitik.org'a aittir. İzin alınmadan kullanılması yasaktır...
Bu Sitenin Web Sitesi Tasarımı ve Dinamik İçerik Yönetimi Red Bilişim Tarafından Geliştirilmiştir.