After the Empire: The Breakdown of the American Order

İmparatorluktan Sonra: Amerikan Düzeninin Çözülüşü

Emmanuel Todd

Çeviren: A. Altay Ünaltay

Önsöz

Bir kitabın yabancı dilde baskısının önsözünü yazmak genellikle safi keyiftir. Eserinizin kendi kültür havzanızın dışına da çıktığını görmek önemli bir andır – kişinin söylediğinin sadece kendi “aşireti” için olmayıp genel önem taşıdığının bir kanıtı. Ama kabul etmeliyim ki, “Apres L ' empire”in Amerikan baskısına önsözümü karışık duygularla yazıyorum. Burada Amerikalılara kendi ülkelerinin alçalışı konusunda hitap etmek zorundayım; ve normal bir insanın diğer bir insana, ülkesinin hasta olduğunu, saçma sapan stratejik tercihler yaptığını, ve Amerikalıların güçlerinde ve büyük ihtimalle hayat standartlarında bir düşüşe hazır olmaları gerektiğini bildirmekten ne zevk alacağını bilemiyorum.

Bu nedenle, uluslararası politikada, Fransa ' da bu kitap yayınlandığından beri ortaya çıkmış son gelişmeleri incelemeden önce, yanlış anlamaları önlemek için entelektüel ve kültürel açıdan “nereden geldiğimi” anlatmaya çalışacak, bu biyografik gerçeklerin okuyucuyu eserimin önem ve istikameti konusunda doğru yönlendireceğini umacağım. Bunu yapıyorum, çünkü inanıyorum ki, önemli olan yazarın kimliği değil, sözlerinin geçerliliğidir.

1976 ' da bir kitap yayınladım “La Chute Finale ” (Son Düşüş). Burada Sovyet sisteminin yıkılışını öngördüm. O sıra herkes bana “antikomünist” diyordu. Şimdi, “İmparatorluktan Sonra”dan sonra sık sık (hep değil) “anti-Amerikan” diye yaftalanıyorum. Yaftalar biryana, ben bir profesyonel tarihçi ve antropologum; çağlar, ülkeler, adetler ve çatışmaları duygusuz bir gözle incelemek için eğitim gördüm. “İmparatorluktan Sonra”da takındığım açıklayıcı tutum genelde buna bağlıdır; yine de orada burada kimi siyasi ve ahlaki tespitler yaparak Avrupalı ve Fransız kimliğimi ele verdim. Ayrıca sonuç bölümünde bu gezegenin “Amerika sorununu” çözmesine dönük birkaç teklif de yaptım. Ancak bu kitabın yazılış amacı politik ihtiraslar değil, benim bir tarihçi ve araştırmacı olarak çileden çıkmamdı. 2002 sonbaharı bana artık öyle geldi ki, dünya ABD ile, 1970 ' lerde SSCB ile yaptığı yanlışın aynını tekrar etmektedir: Askeri aktivitede artışla birlikte bir yayılmayı artan gücün belirtisi olarak okumakta iken, o aslında gerilemeyi maskelemektedir.

Beni, birçok “Parisien” entelektüele bulaşmış o anti-Amerikan virüsüne yakalanmış “başka bir tipik Fransız entelektüeli” olarak nitelemek hata olur. Aslında Anglosakson dünyayla aile bağlarım sayısız ve uzun sürelidir. Paris ' te Todd ailesinden Amerika ve İngiltere ' ye hayranlık duyuyorlar diye şüphe edilir. Şüpheler bir manada haklıdır. Geçen yıl ölen baba tarafından dedem Avusturya Yahudisi kökenli bir Amerikan vatandaşıydı. Annemin ailesine gelince, onlar 2. Dünya Savaşı ' nı Yahudi kökleri nedeniyle Amerika ' da sürgünde geçirmek zorunda kaldılar. Bu nedenle, son zamanlara dek ABD benim için bir çeşit zihni emniyet ağı işlevi gördü; işler Avrupa ' da kötüye gitmeye başlarsa oraya gidebilirdim. Bu derin nedenledir ki, 2 yıl öncesine dek hem Avrupa Birliği ' nin Maastricht anlaşmasına, hem de bir Avrupa gücü fikrine karşı çıktım. ABD ' ye olan güvenim nedeniyle Sovyetlerin yıkılışından sonra yeni bir karşı güç istemiyordum, çünkü ABD ' ye güveniyordum. Ama ABD ' nin sonraki tavrı -dünya düzensizliği ve silahlı çatışmalarında başlıca amil olarak ortaya çıkışı- beni yine “iyi bir Avrupalı” ve aynı şekilde ABD ' nin politik muhalifi yaptı.

Entelektüel açıdan da, Fransız kalıbından çıkma olduğum pek söylenemez, zira bir araştırmacı olarak eğitimimi Cambridge Üniversitesi ' ne borçluyum. Yıllardır temelde İngiliz ampirizmine bağlı kaldım. Hiçbir zaman da, araştırma sözkonusu olduğunda İngiliz geleneğinin Fransız karşılığından daha kuvvetli ve etkili olduğunu söylemekten çekinmedim.

Şimdi kim olduğumu ve neye inandığımı söylediğime göre, kısaca “İmparatorluktan Sonra”nın Fransızca baskısından sonraki gelişmelere değinmek istiyorum.

“İmparatorluktan Sonra” Fransa ' da Eylül 2002 ' de yayınlandı. Genelde eleştirmenlerden iyi not aldı; gerçi onlar benim Amerikan imparatorluğunun sonunun yaklaştığını ilan etmemden pek rahatsız olmuşa benzemiyorlardı. Bazıları hatta bir “zarara gülme” ruh haleti içinde de olabilirlerdi. Herhalükarda denmeli ki, son yılın olayları kitabın temel fikrini ve Amerika ' nın dünyanın geri kalanıyla değişen ilişkilerinin seyrine teşhisini doğruladı. Hatta kitapta tasvir edilen sürecin hızlandığı dahi söylenebilir; sanki Bush yönetimi ABD ' nin dışarıda saygınlığını ve Amerikan stratejik sistemini yıkmak için sistemli bir çaba içindedir. Yakın geçmişe dek uluslararası sistemin oluşumunda önemli rol oynamış ABD, giderek tüm dünyaya düzensizlik yaymaya çalışıyor görünmektedir.

Irak ' la savaş bu dönüşümde kilit bir aşamayı sergiliyor. “İmparatorluktan Sonra”nın tezi olan Amerika ' nın “teatral mikromilitarizm”inin önemi, dünyanın lider askeri gücünün bir askeri cüceye karşı saldırgan önleyici vuruşu ile mükemmelen vurgulanmış oldu -karşıdaki azgelişmiş 24 milyon nüfuslu ve 10 yıllık ekonomik ambargo nedeniyle tükenmiş bir ülkeydi. Bu savaşan teatral medya yayını, Amerikan askeri istihbaratının, savaşın geride “evde” ve dünyada nasıl karşılandığı konusundaki gözlemleri de dahil, bizi temel gerçekten şaşırtmamalıdır: ABD ' nin seçtiği hasmın boyu onun gerçek askeri gücünün belirtisidir. Zayıflara saldırmak sizin gücünüzü ispat açısından pek ikna edici bir yol değildir. Tam tersine, ve bu kitabın ana tezinin bir doğrulanması olarak, ABD, dünyanın vazgeçilmez süper gücü iddiasını önemsiz düşmanlara saldırarak sürdürmeye çalışmaktadır. Ama bu Amerika, -bu militarist, ajite, güvensiz, korku içindeki ülke- kendi düzensizliğini dünyaya yansıtmaktadır -pek de iddia ettiği gibi dünyanın vazgeçilmez ülkesi değildir, dünyanın geri kalanının şu sıra ihtiyaç duyduğu şey ise hiç değildir.

Öte yandan Amerika “tek başına yapamaz” düşüncesi son 12 aydır giderek daha çok ortaya çıkmış durumda. Devasa dış ticaret açığı “İmparatorluktan Sonra”nın yayınından sonra daha da arttı. Onun yabancı yatırımcı sermayeye ihtiyacı da her zamankinden daha fazladır. Amerika ' nın gerçek savaşı ekonomiyledir, terörle değil. Ülke, Avrasya ' nın kalbinde askeri şovlarla dünyanın finans merkezi olarak kalma mücadelesi vermektedir; bu sayede sınai güçsüzlüğünü, finans açığını ve yırtıcılığını unutmaya ve unutturmaya çalışmaktadır. Ama bugün Washington ' da işbaşındaki yönetimin istediği gibi Amerika ' nın küresel liderliğini pekiştirmek şöyle dursun, onun savaşı zorlayan yürüyüşü, ABD ' nin uluslararası imajını hızla yıkmıştır.

Savaş, zaten dünyanın merkez gücünün kötü yönettiği küresel ekonomik krizi azdırdı. Amerikan ekonomisi artık akla izana sığmaz bir sırra dönüştü. Kimse hangi Amerikan şirketinin hilesiz ve temiz olduğunu bilmiyor. Kimse bu ekonominin nasıl çalıştığını, sıfıra yakın faizlerin onun değişik sektörlerinde ne etki yaptığını bilmiyor. Amerika ' nın yönetici sınıfındaki ekonomik endişe artık gözle görülebiliyor. Dolar kurundaki günlük değişiklikler basında huzursuzca izleniyor. Kimse, Amerikan ekonomisinin Irak savaşı şokunu emip emmeyeceğini bilmiyor; bu savaş askeri açıdan küçükse de, ağır bir bütçe yükü getirdi; çünkü artık “müttefikler” 1. Körfez Harbi ' nde olduğu gibi masrafları paylaşmak istemiyor. Amerikan iç ve dış borçları ayyuka çıkmıştır. Artık dünya liderleri, dünya ekonomisinin merkez regülatör gücünün kapitalist mantığın temel kurallarını dahi bir tarafa atıp atmadığını kendilerine sormaktadırlar. Onun maceracılığı sadece askeri değil, malidir de. Gelecek birkaç ay ya da yıl içinde ABD ' ye geniş yatırım yapmış Avrupa ve Asyalı finans kurumlarının çok para kaybedecekleri beklenebilir -ABD ' deki menkul kıymetler çöküşü Amerika ' dan yabancı holdinglerin kaçışının ilk aşaması olacaktır. Dolar düşerken, hiçbir ekonomik model bunun ne kadar süreceğini tahmin imkanı vermiyor, çünkü onun rezerv döviz birimi olarak da geleceği belirsiz.

Şu sıra ABD ' nin gerileyişi en çok ideolojik ve diplomatik alandadır. Bırakın dünyaya hükmetmeyi, tüm dünyada güç kaybetmektedir. Hür dünyanın mağrur lideri olmak şöyle dursun, ABD ' nin liderliğindeki “koalisyon” geniş BM muhalefetine rağmen ve uluslararası hukuku çiğneyerek Irak ' la savaşa girdi. Bunu izleyen itibar düşüşü acımasızdır; ama, daha dünyaya önleyici savaşın erdemleri için dil dökmeye başlamadan önce bile Amerikan stratejik sistemi dağılmaya başlamıştı.

Amerikan politikacıları ve gurularınca itaatkarlığı tartışılmaz kabul edilen Almanya bile savaşa “hayır” dedi -bu Avrupa ' nın stratejik özerkliğe açık yürüyüşünü başlattı. Almanya ' nın tavrı Fransa ' ya Amerikan sabırsızlığını gemleme imkanı verdi. 1441 no.lu kararla sonuçlanan ve Irak ' ın silahsızlandırılmasını öngören gelişmeler “İmparatorluktan Sonra”da öne sürülen son iddiaların pratik tezahürü oldu; Fransa ' nın BM Güvenlik Konseyi ' ndeki daimi koltuğunu ve veto gücünü Almanya ' yla paylaşmasından bahsediyorum. Almanya savaşa itiraz etmeseydi, Fransa tek başına bir şey yapamazdı. “İmparatorluktan Sonra”nın Fransa ve Almanya ' da çok satanlar listesindeki başarısı dahi bu iki ülke arasındaki sıkı bağların yüzeysel, gelip geçici, şartlara bağlı ya da resmi düzeyde olmadığını, tersine yükselen ortak bir politik hassasiyete dayandığını gösteriyor.

Fransız-Alman ikilisinin bu yeni armonisi Avrupa duygusunun bir dışavurumu. Berlin ve Paris şüphesiz diğer Avrupalı ulusların oluru olmadan böyle davranamazlardı. Şimdilik Avrupa sisteminin kenarında yer alan hükümetler yeni Avrupa ' nın stratejik risklerini kavramanın henüz biraz gerisindeler; buna karşın diğer ülkelerde kitleler Amerikan savaşına karşı gösteriler yaptılar -bu fenomen İspanya, İtalya ve Britanya ' da aynı şekilde görüldü.

Amerikan medyası ve yönetici elidinin bu gösteriler sırasındaki körlüğü alışılmadık derecedeydi. Onlar Almanya ' nın dünyadan tecrit olduğunu iddia ettikleri sıra onun bağımsız tutumu ve barışta kararlılığı tüm dünyada alkışlanıyordu; bu da Almanya ' nın uluslararası itibarını artırdı.

“İmparatorluktan Sonra”daki ikinci bir öngörü de son olaylarla doğrulanmış oldu; o da Avrupa ve Rusya arasında daha sıkı işbirliği idi -ABD ' nin yatışmaz askeri hareketliliği karşısında gerekli olan bir yakınlaşma. Paris, Berlin ve Moskova arasındaki bu yakınlaşma belki bir şekilde doğu Avrupa ülkeleri için rahatsız edici olabilir; zira onlar Sovyet hakimiyetinden daha yeni kurtulmuş olup, şimdi kendilerini NATO ' ya çöküşünden birkaç ay evvel katılmak gibi tuhaf bir durum içinde buldular. Macaristan, Polonya ve diğerlerinin Sovyet yörüngesinden koptuktan sonra bu stratejik devrimi korkuyla karşılamaları kaçınılmazdı ve onlar kaderlerini Fransa ve Almanya ile birleştirmeden önce biraz bekleyecekler.

Rusya dengesini çok daha zayıf ve emperyalistlikten soyunmuş bir şekilde kazandı. Onun stratejik hedefi Avrupa ' yla eşit bir ortaklık kurmaktır. Eski “halk cumhuriyetlerinin” Amerika ' nın kendilerine bir stratejik avantaj sağlamadığını anlamaları uzun sürmeyecektir. Bugünkü zaaflarına bakıldığında Amerika onlara ekonomik yardım gönderemez ya da onları sözler dışında birşeyle savunamaz durumdadır. Onların gerçek güvenliği Avrupa ' ya tam sadakatten ve ortak Avrupa savunma politikalarına katılımlarından gelir. Şu da söylenmeli ki, Irak savaşı doğu Avrupa ' nın yeni demokrasilerinin önemli tercihlerini etkilememiş, birbiri ardına halkoyuyla Avrupa Birliği ' ne katılmışlardır. Irak sorunu Rusya ' yı da soğuk savaş ve daha yakın geçmişteki Çeçen savaşı nedeniyle düştüğü diplomatik tecritten ve düşük uluslararası itibardan kurtarmıştır. Yine de, Amerika Irak savaşına hazırlanırken en şaşırtıcı gelişme Türkiye ' nin aniden Amerikan birliklerine topraklarından geçiş iznini reddidir. NATO stratejik komutası içindeki bu çok eski askeri köşe taşı bu kez kendi yüksek milli menfaatinin ABD ' yle işbirliğinden geçmediğine karar verdi. Bundan daha çok Amerika ' nın zayıflığını gösteren bir şey olamaz ve bunun temel nedeni burada vurgulanmalıdır. Amerika ' nın her müttefiki Irak savaşından önceki diplomatik krizde safları terkettiğinde, Washington onları itaate zorlamak ya da mukabelede bulunmak imkanını basit bir nedenle bulamadı: Amerika ' nın artık kendi dış politik hedeflerini gütmeye yeterli ekonomik ve finans kaynakları yoktur. Dış ticaret fazlaları nedeniyle para aslında Avrupa ve Asya ' da yığılmış olup, finans açısından bakarsak Amerika dünyanın “şahane dilencisi” olmuştur. ABD ' ce konan herhangi bir ambargo ya da yatırım sermayesinin akışına herhangi bir tehdit tabii ki dünya ekonomisi açısından felaket olurdu, ama ABD de bundan ilk etkilenen olurdu, çünkü dünyanın geri kalanına hemen her ihtiyacını sağlamak için muhtaçtır. İşte bu nedenledir ki Amerikan diplomatik sistemi parça parça dökülüyor ve ABD ' nin cevaben yapabildiği tek şey küçük ülkelere birbiri ardına hırçın müdahaleler yapmaktır. Gerçek güç ekonomik güçtür ve bu bugün Amerika ' da yok. Herhangi bir büyük güç Amerika ' yla beraber olmayı reddedip “hayır” dediği an.... sürpriz! Hiçbirşey olmuyor. Örneğin Fransa bunun için cezalandırılmayacaktır, çünkü ABD ' nin bunu yapacak imkanları yoktur. Almanya ' ya gelince finans sağlamlığı o denli ki, ABD Alman hükümeti ve halkının Irak savaşı boyunca en baş eğmez Amerikan karşıtları olduğunu unutma eğiliminde.

İngiltere savaşta yeraldı ve onun varlığı koalisyona tuhaf bir Anglosakson etnik hava verdi -ki bu Amerikan imajını aslında daha da zedeledi. Amerikan ordusundaki kadınlar ve “renkli ırkları” gösteren o şaşaalı film yapımlarının etkileyiciliği dayanılmaz olsa da, tüm gezegenden, bu daha çok Anglosakson-Arap savaşı gibi görünen şeyde kendini bulmasını beklemek mümkün değil. Britanya ' nın bundan sonraki tavrı meçhuldür. Amerikan hükümetiyle kurduğu ittifak İngiltere ' nin uluslararası statüsü için az yıkıcı olmadı. Hatırlanmalı ki, hükümetin tercihi aynı zamanda savaş başlamadan ona yüksek sesle karşı çıkan İngiliz vatandaşlarının çoğunluğunun tercihini de gözardı etmektir. Amerika ' daki son değişimler İngiltere ' de tam bir siyasi ve kültürel kimlik krizine yol açmıştır ve bunlar İngiltere ' nin Avrupa ' nın doğuşu sırasında yaşadıklarından çok daha derindir. Çok mümkündür ki, krizleri yeni başlayan Amerika bizatihi İngiliz halkını Amerika ' dan bir çeşit bezginlik ve diplomatik ve askeri bir tiksinme haline sokabilir; bu da kalpleri değiştirebilir, onun Avrupalı kimliğini pekiştirebilir. Amerikan elidinin euro-fobisi İngiltere ' yi es geçmeyecektir, çünkü o birçok açıdan Avrupa ' nın özünü teşkil etmektedir; İngiltere’nin Amerika ' nın kendinden gururla bağımsızlık aldığı babası olmak gibi tartışmalı bir statüsü olduğunu da unutmayalım.

Fransa, Almanya ve Rusya ' nın muhalefeti şüphesiz Irak savaşını önleyemezdi, ama önleyemediği ABD için çok kötü olmuştur. Büyük müttefiklerinin işbirliği retleriyle karşı karşıya kalan Amerikan hükümeti şereflice geri çekilebilir ve böylece tam bir meşruiyet ve liderlik kaybını önleyebilirdi. Bunun yerine, neredeyse çocuksu bir inatla devam etmeği yeğledi; böylece, kimilerine göre, “görünüşü kurtaracaktı”. ABD şimdi kendini süresi belirsiz bir Irak “millet oluşturma” sürecine bulaşmış halde bulmuştur. Burada daha çok hayat, para ve zaman kaybı tehlikesi vardır. Kesin olan ise, Amerika ' nın bu tehlikeli tek yanlı tavrı Avrupa entegrasyonunu hızlandırmış ve Avrupa-Rusya yakınlaşmasını geri döndürülmez düzeyde ilerletmiştir. Onların birleşmiş güçleri -Avrupa ekonomik gücü ve Rus stratejik nükleer caydırma gücü- yarın Amerika ' nın tetikte parmağı kaşınan tavrını çevrelemeye yetecektir. George W. Bush ve onun neocon yardımcılarına gelince, onlar Amerikan imparatorluğunun mezar kazıcıları olarak tarihe geçtiler (*)


(*) Çevirenin son notu: Todd ' un Fransa ve Amerika temelinde söyledikleri her ne kadar son ve “medyatik” Fransız cumhurbaşkanı Sarkozy ' nin Başkan Bush ' la çiftliğinde tatil geçirecek derecede “samimiyeti ilerletmesi” nedeniyle gölgelenmiş görünse de Fransız kamuoyunun bundan Sarkozy ' nin “eski eşinden daha çok memnun kaldığını” gösterecek pek bir belirti yoktur (BBC World bu “samimi havayı”, aşk şarkıları eşliğinde ve bir parodi havasında vererek açıkça alay etmiştir).



Sarkozy, Todd ' un öngördüklerine “ciddi” bir engel teşkil etmese dahi, yine de AB norm ve kararlarını zorlayan ısrarlı tavırları Todd ' un öngörülerinin gerçekleşmesini bir müddet erteleyebilir.

 

www.ekopolitik.org